Beyin Tümörünün Beklenen Gidişi (Prognoz)

Saturday, November 15, 2008 3:13
Posted in category Hastalıklar

Ameliyat sırasmda ölüm oram yüzde 5′tir. Tedavinin baÅŸansı çocuÄŸun yaÅŸma ve tümörün iyi huyluluÄŸuna baÄŸlı olarak artar.
•    İyi huylu tümörler: Olguların yaklaşık yüzde 47’sinde tümör iyi huyludur. Tümörün tümüyle alınması iyileÅŸmeyi saÄŸlar. Tümör, hipofizin bulunduÄŸu Türk eyeri “adlı kemik çukurunun üstündeyse, hasta yaÅŸamım sürdürürse de cerrahi giriÅŸim ve radyoterapiye baÄŸh olarak bazı nörolojik ve iç salgı bozukluktan ortaya çıkabilir.
•    Kötü huylu tümörler: Olguların yaklaşık yüzde 53′ünde tümör kötü huyludur. Hasta 1-5 yıl içinde ölür. Yeni radyoterapi teknikleri ve ilaç tedavileriyle hastalığın gidiÅŸi az da olsa iyileÅŸmiÅŸtir.

Beyin Tümörünün Tedavi Yöntemleri

Saturday, November 15, 2008 3:12
Posted in category Hastalıklar

•    Cerrahi giriÅŸim - Tümörün tipi ve yerleÅŸimi uygunsa, en iyi tedavi yöntemi tümüyle çıkarılmasıdır. Öteki cerrahi giriÅŸim türleri biyopsi yapmak amacıyla tümörden parça alınması, kafatasında tümöre “yer açmak” kafatasında uygun kemik bölümünün çıkarılması (cerrahi dekompresyon) ve beyin-omurilik sıvısının dolaşımının engellenmesinden kaynaklanan bozukluklan hafifletmek için yeni akım yollan (ÅŸant) açılmasıdır.
•    Işın tedavisi (radyoterapi) - Birçok olguda cerrahi girişimin yanı sıra ışm tedavisi de gerekir. Özellikle nöroblastom denen kötü huylu sinir sistemi tümörlerinde bütün beyne ışm verilmelidir. Belirli bir bölgeyle sınırlı tümörlerin tedavisinde radyoterapi tek başına uygulanabilir.
•    Tümörün büyümesini önleyen ilaç tedavisi (antiblastik kemoterapi) -Bazı beyin tümörlerinde ve löseminin beyinde yayılmasına bağlı lezyonlarda belden beyin-omurilik sıvısının içine tümörü yok etmeye yönelik ilaçlar verilmiş, kesin olmasa da olumlu sonuçlar alınmıştır.
•    Hormon tedavisi- Bütün kraniyofa-renjiyomlarla hipofız ve hipotalamus tümörlerinde hormon eksikliğini gidermeye yönelik tedavi gereklidir.
•    Kasılma nöbetlerini önleyici tedavi- Kullanılacak ilaç saranın türüne göre belirlenmelidir.

Beyin Tümörünün Belirtileri

Saturday, November 15, 2008 3:10

Beyin tümörleri başlıca iki tip belirtiye yol açar:
• Genel belirtiler: Kafatasının içindeki basmcm artmasına bağlı olarak olguların neredeyse tümünde görülür. Kafaiçi basmcmın yükselmesi, tümörün beyin-omurilik sıvısının aktığı yollar boyunca yerleşerek sıvının dolaşımını engellemesine ya da sıvının yapımının çok fazla artmasına bağlıdır.
• Tümörün bulunduğu yerle ilgili belirtiler: Tümörün sıkıştırdığı ya da yayıldığı bölgedeki dokuların işlev yapamaması nedeniyle ortaya çıkar,
Kafaiçi basıncının yükselmesi, doğrudan doğruya tümör yayılmasına bağlıdır. Kafatası, esnekliği olmayan bir kutuya benzetilebilir; içinde beyin dokusu, beyin-omurilik sıvısı ve kan olmak üzere üç farklı yapı yer alır. Bu yapılardan birinin hacmi artarsa, bunu karşılamak için ötekilerin hacmi azalır. Ama bu dengeleme mekanizmasının belirli sınırlan vardır; beyin dokusunun hacmi kan ve beyin-omurilik sıvısının hacmindeki değişiklikle karşılanamayacak ölçüde artarsa kafaiçi basmcı yükselir. Çocukluk döneminde bu durum biraz değişiktir. Doğumdan iki yaşma kadar kafatası kemikleri tümüyle kaynaşmamış ve bıngıldaklar henüz kapanmamış olduğundan kafatası esneyerek genişler ve kafaiçi basmcı pek yükselmez. Bu nedenle, bazen tümörün çok büyümesine karşın genel belirtiler çok azdır.
Kafaiçi basıncının yükselmesine bağlı belirtiler baş ağrısı, kusma, gözdibinde papilla denen kör noktanın şişmesi (papilla stazı), gözyuvan hareketlerinin bozulması ve otonom sinir sisteminde işlev bozukluklandır.

Baş ağnsının nedeni tam bilinmemekle birlikte birçok etkene bağlı olduğu düşünülür. Bunlar sertzann (dura mater) basmç nedeniyle sıkışması, beyin-omurilik sıvısının artması sonucunda beyin kanncıklanyla örümceksizar altı sarnıçların ve/ya da beyin damarlarının genişlemesidir. Baş ağrısının belirli özellikleri vardır: Gün boyunca aralıklarla ortaya çıkar; sabahlan daha şiddetlidir, hatta çocuk ağrırım şiddetiyle uykudan uyanır. Zonklayıcı niteliği gittikçe artar; özellikle duruş değiştirince (başı öne, yere doğru eğince) ve ıkınmayla şiddetlenir. Genellikle beyin tümörünün ilk belirtisi baş ağnsıdır; öteki belirtilerin ortaya çıkması 2-4 ay alabilir. Başı ağrıyan sütçocuğunda huzursuzluk, mızmızlık, sürekli ağlama krizleri, solunum ritminde değişiklikler ve solunum durması görülür.
Kafaiçi basıncındaki artışın önemli bir belirtisi olan kusma, her yaştaki çocuklarda ortaya çıkarsa da, çocukluk döneminde çok sık rastlandığından beyin tümörü tanışma götürmesi güçtür. Kusma tümörün soğaniliğe yayılmasına bağlıdır ve sabahlan, uykudan uyanırken ve başm duruşu değişirken daha sık görülür. Beyin tümörlerinde kusmanm en önemli özellikleri bulantının ardından gelmemesi, fışkırır gibi çıkması ve yemeyle bağlantılı olmamasıdır; midedeki bir sorundan kaynaklanan kusmalardan farklı olarak daha sonra halsizlik ve bitkinlik duyulmaz. Hastalığın erken dönemlerinde arada şuada görülürken, hastalığın ilerlemesiyle çok sıklaşır.
Kafaiçi basıncının yükselmesinin başlıca nesnel bulgusu olan papilla stazı gözdibindeki kör noktanın dışarı doğru kabararak şişmesidir; kör noktanın ke-narlan bulamklaşır ya da kaybolur. Art-kaf a çukurundaki tümörlerde hemen her olguda görülen papilla stazına ön çukurdaki tümörlerde daha az rastlanır. Sütço-cuğunda kafatasının esnekliği basmç artışım karşıladığından papilla stazı daha ender ve daha geç ortaya çıkar; genellikle öncesinde tek gözde ağtabaka kanaması görülür.
Sütçocuklannda kafaiçi basıncının yükselmesine bağlı olarak kasların ger-ginüğinin artmasıyla çırpınma nöbetleri görülebilir. Bu sırada vücut sıcaklığı da artabilir. Bu nöbetler büyük çocuklarda tümörün daha erken evrelerinde görülebilir. Genellikle birkaç dakika süren nöbet sırasmda çocuğun bütün vücudu titrerken parmaklan yumruk gibi sıkılır, kol ve bacakları aşın gerginleşir.
Gözyuvanmn hareketlerim denetleyen sinirlerin zedelenmesine baÄŸlı bozukluklar çocukluk döneminde sık görülürse de incelenmesi kolay deÄŸildir. En sık etkilenen sinir, gözyuvanai dışa doÄŸru hareket ettiren abdüsens (uzaklaÅŸtırıcı) sinirdir ve bu durumda gözlerin biri ya,da her ikisinde ÅŸaşılık ortaya çıkar. Sütçocuklannda sık rastlanan bir bozukluk da “batan güneÅŸ manzarası” olarak adlandırılan irisin aÅŸağı doÄŸru kayarak kısmen gizlenmesi ve üstünde gözakının görülmesidir; bu durumda çocuk yukan doÄŸru bakamaz. Otonom sinir sistemi iÅŸlevlerinin bozulması soÄŸanilikte solunumu ve damar hareketlerini denetleyen merkezlerde karbon dioksit birikmesinin ve toplardamarlardaki göllenmenin sonucudur. Bu durumda kalp atışlan yavaÅŸlar (bradikardi); solunum, vücut sıcaklığının düzenlenmesi ve uyku-uyanıkhk düzeni bozunu;. Tümüyle kafaiçi basıncının yükselmesine baÄŸlı olmasa da olguların yüzde 90′ında genel belirtilerden biri de psikolojik bozukluklardır. Erken evrede kiÅŸilik deÄŸiÅŸiklikleri, huzursuzluk, iliÅŸkilerde soÄŸuma, dikkat ve bellekte zayıflama, bilinç bulanıklığı ve çok küçük çocuklarda hareket ve duruÅŸların geliÅŸmesinde duraklama ya da gerileme görülebilir. Aynca görsel varsamlar, konuÅŸma bozukluktan, anne baba ve aile iliÅŸkilerinde deÄŸiÅŸiklikler ortaya çıkabilir.

Beyin Tümörleri

Saturday, November 15, 2008 3:07

Çocuklarda önemli bir ölüm nedeni olan beyin tümörleri genellikle başlangıçta belirti vermez. Tedavide cerrahi girişim ve radyoterapiden yararlanılır, ama bugüne değin elde edilen sonuçlar yüz güldürücü değildir.

Bir yaşından büyük çocuklarda beyin tümörleri trafik kazaları, lösemiler ve enfeksiyon hastalıklarından sonra en sık rastlanan ölüm nedenidir. Lösemiler ve beyin tümörleri çocukluk çağında en sık ortaya çıkan kötü huylu hastalıklardır.
Çocukluk tümörleri nedenlerine, hücresel yapılarına ve yol açtıkları klinik tabloya göre yaşamın ilk iki aymda ortaya çıkanlar, 1-2 yaşlarında ortaya çıkanlar ve 16 yaşına değin ortaya-çıkan-lar olmak üzere üçe ayrılır. İlk dönemdeki tümörlerin genellikle doğuştan geldiği kabul edilirse de bu konuda görüş birliği yoktur.
YaÅŸamın ilk iki aymda beyin tümörlerine çok ender rastlanır; bunlar çocukluk çağı beyin tümörlerinin yalnızca yüzde 1,5′ini oluÅŸturur.
Çocuklarda beyin tümörlerinin en fazla görüldüğü dönem 5-9 yaş arası, en sık görüldüğü yer de artkafa çukurudur.

Baş Ağrısının Tedavisi

Saturday, November 15, 2008 3:05
Posted in category Belirtiler, Hastalıklar

İkincil baş ağrılarının tedavisi, bozukluğun nedenim ortadan kaldırmaya yöneliktir; öte yandan, migren gibi birincil baş ağrılarının gerçek nedenleri henüz tam olarak aydınlatılmamıştır.

Çocuklarda migren tedavisinde yalnızca ilaç düşünülmemelidir; çocuklarda “migren” genellikle bir ruhsal hoÅŸnutsuzluk belirtisidir ve çocuÄŸun çevre ile (aile, okul) ruhsal çatışmasının klinik görünümü olarak deÄŸerlendirilmelidir. Bu nedenle, ilaç tedavisine baÅŸlamadan önce, çocuÄŸun ruhsal durumunu, çevresini incelemek ve bu alandaki olumsuzluktan deÄŸiÅŸtirmeye çalışmak gerekir.
Migrende ilaç tedavisi söz konusu olunca, akut nöbet tedavisi ve migren nöbetlerinin önlenmesi ayrı ayrı ele alınmalıdır.
Akut nöbet tedavisinde, daha iyi uyum gösterilenlere öncelik verilerek ağrı kesiciler kullanılır. Bu ilaçların olabildiğince çabuk, yani nöbet başlar başlamaz verilmesi gerekir. Bulantı ve kusmayı önleyecek ilaçlar da verilebilir. Ağn kesici tedavinin yanı sıra, çocuğun karanlıkta dinlenmesi ve rahatlaması da yararlı olabilir.
Migrende önleyici tedavi nöbetler çok sıklaştığı zaman (ayda 2-3 kez) uygulanır; temelde erişkinde uygulanandan farklı değildir, dozlar yaşa göre ayarlanır.

İkincil Baş Ağrıları

Saturday, November 15, 2008 3:03
Posted in category Belirtiler, Hastalıklar

Baş ağrısı kimi zaman çeşitli organlarla ilgili hastalıkların belirtisi olabilir; röntgen filmi ya da bilgisayarlı beyin tomografisi çekilmesiyle kesin tam konabilir.
Beyindeki atardamar ve toplardamarların doğuştan gelen oluşum bozuklukları ya da beyin tümörlerine bağlı baş ağrıları ender görülür; en sık rastlanan nedenler sinüzit, görme bozuklukları (miyopluk ya da astigmatlık), ruhsal gerilimler ve ruhsal çöküntü durumlarıdır.

•    Kulak-burun-boğaz, göz ve diş hastalıklanna bağlı baş ağrıları:
a)    burun, sinüs, kulak iltihaplarında damarların büzüşüp genişlemesi
b)    şaşılık, görme kusurları, göz yorgunluğu
c)    diş iltihaplan, şakak-altçene kemiği ekleminin işlevsel bozukluklan
•    Beyin içinde gelişen süreçlere bağlı baş ağnlan:
a)    beyin tümörü
b)    beyin zarında (meninks) hematom (kan birikmesi
c)    beyin apsesi
•    Beyin zarlarına bağlı baş ağnlan:
a)    beyin zan iltihabı (menenjit), beyin iltihabı (ensefite)
b)    kanamalar
•    Migren dışı damar kaynaklı baş ağrıları:
a)    ateş
b)    akut kafa travmalan
c)    ani tansiyon yükselmesi
d)    ilaçlar ve zehirler
e)    metabolizma bozukluklan

•    Travma sonrası baş ağrıları
•    Gerilim baş ağnlan
•    Ruhsal kökenli baş ağrıları

a)    ruhsal çöküntüye bağlı
b)    bunaltıya bağlı

Migren

Saturday, November 15, 2008 3:00
Posted in category Belirtiler, Hastalıklar

Migren nedeni bilinmeyen birincil baş agnlannm tipik bir türüdür. Ağn genellikle başm yalnız bir yansında ortaya çıkar. Genellikle aynı ailenin birçok bireyinde görülen kronik bir hastalıktır. Yineleyen baş ağnsı nöbetlerinin arasında hasta tümüyle sağlıklıdır; nöbetler sırasında otonom (istemsiz) sinir sistemine ilişkin bulgular da saptanabilir.
Çocukta ve erişkinde ortak noktalar- Kadınlarda daha sık görülse de, hastaların üçte ikisinin ailesinde (anne, baba, kardeş) migren öyküsü vardır.
Migren nöbetinden önce baş ağasının geleceğim belli eden bir rahatsızlık dönemi (aura) yaşanır. Genellikle görme bozuklukları (hızla hareket eden parlak noktalar) ya da duyu ve konuşma kaybı gibi nörolojik değişiklikler görülür.
Birkaç dakika süren nöbet habercisi dönemi (aura) bulantı, kusma ve başm sağ ya da sol yansında zonklamayla beliren baş ağnsı izler. Migren nöbeti ger nellikle sabah başlar ve günlerce sürebilir; çoğunlukla uykuyla sonlanın Nöbetlerin hangi sıklıkla yineleneceği hiç belli olmaz.
Çocukta tipik özellikler- Migren genellikle 7-8 yaşlarında ve ergenliğin erken dönemlerinde ortaya çıkar. Çocukluğun erken dönemlerinde sık sık görülen kusma nöbetleri migrene bağlı olabilir; çocuk, henüz belirtileri hastalıkla bağdaştıracak yaşta değildir. 3 Migren aura ve bulantı olmadan da ortaya çıkabilir, hatta başın her iki yansında da duyulabilir.
•    Genellikle bulantı, kusma, karın ağrısı gibi sindirim sistemi bozuklukları ön plandadır; bu da yanlışlıkla kanda keton cisimlerinin artışına bağlanabilir.
•    Migrenli çocukların ruhsal yapısı (örneğin, mükemmeliyetçilik) erişkinlerde-kine benzer; ruhsal gerginlik nöbetlerin sayışım artırır.
Çocuklarda migren daha çok okul döneminde sınavlar sırasında ya da bir çekişme söz konusu olduğunda ortaya çıkar, tatil dönemlerinde ise azalır.
Migrenlilerde kan tahlilleri, röntgen filmleri gibi incelemelere başvurulabilir; ağrının temelinde organik bir neden ya da beyin ve kemiklerle ilgili bir değişiklik olup olmadığının saptanması için kafatası filmi, bilgisayarlı beyin tomografisi ya da elektroensefalografi (EEG / beynin elektrik etkinliğini kaydetme) çekilir.

Çocuklarda Baş Ağrısı

Saturday, November 15, 2008 2:58

Çocuklarda baş ağrısı küçümsenmemesi gereken bir sorundur. Uygun tedavi baş ağrısı nöbetlerinin hafiflemesini ya da tümüyle geçmesini, böylece çocuğun Herki yaşamında rahat etmesini sağlar.

Çocuklarda baş ağrısı, yeterince tanınmayan ve genellikle küçümsenen bir sorundur. Oysa, önem verilmesini gerektiren birçok neden vardır.
1)    Çocukluk ve ergenlik döneminde baÅŸ aÄŸrısına oldukça sık rastlanır. Son yıllarda yapılan bir araÅŸtırma, İlkokul çocuklarının yüzde 62’sinin baÅŸ aÄŸrısı çektiÄŸini ortaya koymuÅŸtur. Bu oran 11-12 yaÅŸ grubunda yüzde 77′ye, ortaokul öğrencilerinde ise yüzde 82′ye ulaÅŸmak’ tadır.
2)    Çocukta baÅŸ aÄŸnsı önemli bir rahatsızlığa neden olur; çocuÄŸun oyundan zevk almaşım engeller ve okula devamlılığını etkiler. İlkokul çocuklarının yüzde 5′i yıl boyunca en az bir kez baÅŸ aÄŸrısı nedeniyle okula gidemez; bu oran ortaokul öğrencilerinde yüzde 23′e yükselir.
3)    Çocukluk çağında baş ağnsı ya da migren nöbetleri çekenlerde bu durum erişkin yaşlarda da sürer.
4)    Çocukluk çağmda migren nöbetinin ortaya çıkmasını engelleyen ilaç kullanılırsa, nöbetlerin sıklığının önemli ölçüde azaldığı ya da tümüyle ortadan kalktığı saptanmıştır; koruyucu tedaviye ne kadar erken başlanırsa, sonuçlar o ölçüde başarılı olur.

BaÅŸ aÄŸrısı ortaya çıktığında öncelikle “nedeni bilinmeyen birincil baÅŸ aÄŸrısı” ile “organik bir nedene baÄŸlı ikincil baÅŸ aÄŸrısı” arasında ayrım yapılmalıdır.

İşitme Engelli Çocuklarda Eğitim

Saturday, November 15, 2008 2:55

İşitme engelli çocuklar normal okulların özel sınıflarında ya da bu tür çocuklar için açılmış özel kurumlarda öğrenim görebilirler.
Uzmanlaşmış öğretmenler işitme aygıtlarının kullamlması konusunda bilgi verir, dudak hareketlerim okumasını öğretir ve sağlanan ilerlemeleri değerlendirirler. Ağır derecede işitme engelli çocukların normal bir sınıfın gürültüsü içinde işitme aygıtım kullanmaları çok güçtür.
Modem eğitim sisteminde sözlü yöntemlere olabildiğince çok ağırlık verilmektedir. Bu yöntemler kalan işitme gücünü ve işitme aygıtım kullanmasını öğrenen çocukta konuşmanın gelişmesine büyük ölçüde yardımcı olur. Buna karşılık mimik ve işaret dili gibi yollarla iletişim kurulması normal konuşmanın gelişmesini olumsuz etkiler.

Çocukta Sağırlık Nasıl Fark Edilir?

Saturday, November 15, 2008 2:53

İşitme yeteneğindeki bir bozukluğun erken fark edilmesi çok önemlidir. Böylece hemen tedaviye başlanabilir. Günümüzde gerek yardımcı işitme aygıtlarının (protez) kullanılması, gerekse konuşma bozukluğu olanlann eğitiminde uzmanlaşmış kişilerin (logopedist) yardımıyla çocuktaki eksiklikler neredeyse tümüyle giderilebilir. Ama bu önlemlerin alınabilmesi için sorunun çok erken fark edilmesi gerekir.
Günümüzde sağırlık tehlikesi yüksek olan, yani belirli nedenlere bağlı olarak işitme bozukluklarının daha kolay ortaya çıkabileceği bebeklerin ayni edilmesini sağlayan bazı ölçütler vardır.
Bu ölçütleri anne babalar da iyi bilmelidir. Böylece çocuklarım kontrol edebilir ve tam koyulması gerektiğinde, uzmana değerli bir yardımda bulunabilirler. Göz önüne almması gereken noktalar şunlardır:

•    Ailede doğumsal sağırlık olgularının bulunması.
•    Gebelik sırasında annenin kızamıkçık, toksoplazmoz ya da herpes enfeksiyonu geçirmesi.
•    Yenidoğanın yüzünde, damağında ya da dış kulaklarında biçim bozuklukları görülmesi.
•    BebeÄŸin 1,5 kg’den düşük ağırlıkta doÄŸması.
•    Doğumda kandaki bilirubin cranının aşırı yüksek olması.
•    Yenidoğanın bakteri kökenli menenjit geçirmesi.
•    Doğum sırasında bebeğin çok fazla oksijensiz kalması.
Bu koşullardan herhangi birinin varlığında bebeğin uzman bir hekime gösterilmesi gerekir. Ayrıca bebek normal görünse bile, işitme yeteneğini değerlendirmek için bazı basit kontrollann yapılmasında yarar vardır.

Bebek 2-3 aylıkken çevresindeki ani seslere normal olarak tepki gösterir. Bu gibi durumlarda irkilip irkilmediğine. dikkat etmek gerekir. Aynca zil, çıngırak, çan gibi nesnelerle ses çıkanlarak bu görüntülere gösterdiği tepki izlenir. Eğer işitme yeteneği normalse, bebek başını sesin geldiği yöne çevirecektir.

Sonraki aylarda anne baba ses çıkarmaya başlayıp başlamadığına ve değişik seslere nasıl tepki verdiğine dikkat etmelidir.
BebeÄŸin en azından yatar konumda sesin geliÅŸ yönünü ayırt edip edemediÄŸini saptamak için şöyle bir yöntem uygulanabilir Anne bebeÄŸi kucağında tutarken, ikinci bir kiÅŸi bebeÄŸin dikkatini çekmek üzere karşısına” geçer; üçüncü bir kiÅŸi de annenin hemen arkasında durarak deÄŸiÅŸik sıklık ve ÅŸiddette bazen saÄŸ, bazen sol tarafta sesler çıkarır. İşitme yeteneÄŸi normal olan bir çocuk başını sesin geldiÄŸi tarafa, yani saÄŸa ya da sola çevirecektir.
Üç yaÅŸma yaklaÅŸan çocuklarda deneme daha basittir. ÇocuÄŸa “Adın ne?” gibi sorular yöneltilir ya da “Bu oyuncağı al!”, “Elini kaldır!” gibi emirler verilir.
Daha büyük çocukların Önce sağ kulağına, sonra sol kulağma basit cümleler fısıldanarak ne kadar hızlı tepki gösterdiğine bakılır.
Bu denemeler yapılırken çocuğun işitmesini zorlaştıracak herhangi bir engel olmamalıdır. Örneğin kulak kiri, kulak iltihabı, soğuk algınlığı, kısaca ağız ve kulakları etkileyen bütün hastalıklar engel oluşturabilir. Eğer çocuk yapılan basit denemelerde yetersiz tepki verirse, hemen bir uzmana başvurmak gerekir. Yoksa işitme kusurunu azaltma ya da giderme olanağı bulunmayabilir.